• ON1MERİDYEN
  • YAZARLAR
  • RÖPORTAJ
  • FOTOHİKAYE
  • TOVÊN DARÊ
  • AZ ÇOKTUR
  • PODCAST
  • ON1MERİDYEN
  • YAZARLAR
  • RÖPORTAJ
  • FOTOHİKAYE
  • TOVÊN DARÊ
  • AZ ÇOKTUR
  • PODCAST
Home»Barış Balseçer»DOĞAYI VE ZİHNİ FETHETMEK: TAHAKKÜMÜN EVRİMİ

DOĞAYI VE ZİHNİ FETHETMEK: TAHAKKÜMÜN EVRİMİ

0
By Barış Balseçer on 26.05.2025 Barış Balseçer
Paylaş
Twitter Email Copy Link WhatsApp
BARIŞ BALSEÇER

İnsanlık tarihi, kaosu düzenleme, bilinmeyeni fethetme ve kendi varoluşunu anlamlandırma çabasının hikâyesidir. Mezopotamya’nın Uruk surlarından, Arsenyev’in Sibirya haritalarına, oradan modern psikolojinin insan zihnini sınıflandırma gayretine kadar, insan doğayı, toplumu ve kendi benliğini kontrol altına almaya çalıştı. Ancak bu tahakküm arzusu, aynı zamanda insanın çevresiyle, doğasıyla ve toplumuyla uyum arayışını da açığa vuruyor. Gılgamış’ın surları, Dersu Uzala’nın doğayla sezgisel birliği ve modern psikolojinin zihni “hastalık” olarak etiketleme eğilimi, bu çabanın farklı yüzlerini temsil ediyor. İnsanın tahakküm dürtüsünün tarihsel ve psikolojik yansımalarını keşfederken, uyum arayışının insanlık için nasıl bir alternatif sunduğunu sorgulamaya çalışmak gerekir.

“Medeniyetin” İlk Zaferi ve Sınırları

Gılgamış Destanı, insanlık tarihinin en eski yazılı anlatılarından biri olarak, ‘Uruk’un surlarıyla’ insanın doğa üzerindeki tahakküm çabasını sembolize eden güçlü bir imge sunar. Gılgamış’ın inşa ettirdiği bu görkemli yapılar, medeniyeti doğadan ayıran bir sınır çizer. Surlar, kaosu düzenler, bilinmeyeni kontrol altına alır ve insanlığın doğa üzerindeki üstünlük iddiasını somutlaştırır. Ancak bu surlar, yalnızca bir fetih sembolü değildir; aynı zamanda toplumsal düzeni ve güvenliği sağlama çabasını temsil eder. Uruk’un surları, medeniyetin yaban doğasına karşı bir kalkanı olarak, insanın kaos korkusunu ve düzen arzusunu yansıtır. Mezopotamya’da tarım toplumlarının yükselişiyle birlikte, surlar sadece fiziksel bir koruma değil, aynı zamanda insanın doğayla ilişkisini yeniden tanımlayan bir kültürel dönüm noktasıydı.

Ancak destan, bu tahakkümün sınırlarını da gözler önüne serer. Gılgamış, doğayla bütünleşmiş bir varlık olan Enkidu ile karşılaşarak insanlığın yaban, özgür köklerini yeniden keşfeder. Enkidu, surların ötesindeki doğayı, özgürlüğü ve bağlantıyı temsil eder. Onun varlığı, Gılgamış’a medeniyetin doğadan kopuşunun bir bedeli olduğunu hatırlatır.

Enkidu’nun yaban doğası, modern psikolojide Jung’un ‘gölge‘ kavramına benzer bir rol oynar: ‘Bastırılmış‘, medeniyetin dışladığı dürtülerin ve doğayla bağın sembolüdür. Gılgamış, Enkidu’nun ölümü ve kendi ölümüyle yüzleşmesiyle, tahakkümün ötesinde bir anlam arayışına yönelir. Destan, Gılgamış’ın bu yolculuğunu bir bilgelik kazanımı olarak sunar; surların sağladığı kontrol, insanın kırılganlığı ve doğayla bağını yeniden düşünmesi karşısında yetersiz kalır.

Psikolojik açıdan, surlar bireyin iç dünyasındaki dürtüleri, korkuları ve bilinçdışını dizginleme çabasını çağrıştırır. Modern birey, tıpkı Gılgamış gibi, kendi zihnini ‘normal’ ve ‘düzenli’ bir kalıba sokmaya çalışırken, doğasından kopma riskiyle karşı karşıya kalır. Örneğin, bireyin içsel çatışmalarını bastırma çabası, anksiyete veya depresyon gibi semptomlarla geri dönebilir. Gılgamış’ın surları, insanın doğayı ve kendi doğasını fethetme çabasının hem zaferini hem de kırılganlığını simgeler. Gılgamış’ın surlarla doğayı kontrol etme çabası, modern çağda bilimsel aklın haritalarla doğayı dizginleme arzusuna dönüşerek insanlığın tahakküm yolculuğunu sürdürdü.

Bilimsel Aklın Doğaya Bakışı

İnsanın doğayı fethetme arzusu, Gılgamış’ın surlarından yüzyıllar sonra, modern bilimsel aklın haritalarıyla yeni bir biçim aldı; Vladimir Arsenyev’in Dersu Uzala anlatısı, bu çabanın başka bir yüzünü gözler önüne serer.

Vladimir Arsenyev’in 1923’te yayımlanan Dersu Uzala adlı otobiyografik kitabı ve Akira Kurosawa’nın 1975 yapımı aynı adlı filmi, tahakküm çabasını başka bir boyutta ele alır. Arsenyev, Rus ordusunun bir subayı olarak, Sibirya’nın Ussuri bölgesinde haritalar çizerek doğayı ölçmeye ve sınıflandırmaya çalışır. Bu haritalar, Batı’nın bilimsel aklının doğayı soyut bir nesneye indirgeme arzusunu yansıtır.

Sanayi Devrimi sonrası Avrupa’da, doğanın haritalarla, ölçümlerle ve sistemlerle kontrol altına alınması, insanın çevresine egemen olma çabasının bir yansımasıydı. Ancak Arsenyev’in karşılaştığı Nanai avcı Dersu Uzala, bu yaklaşımın eksikliğini ortaya koyar. Dersu, rüzgârın dilini dinleyen, hayvan izlerinden anlam çıkaran bir bilgedir; doğayı fethetmek yerine onunla uyum içinde var olur. Onun bilgeliği, yalnızca sezgisel değil, aynı zamanda doğanın döngülerine ve ekosisteme derin bir saygı üzerine kuruludur.

Kurosawa’nın filmi, bu kontrastı görsel bir şölene dönüştürerek Dersu’nun bilgeliğini evrensel bir anlatıya taşır. Dersu’nun doğayla birliği, modern bilimsel aklın doğayı nesneleştiren bakışına bir alternatif sunar. Ancak Arsenyev’in anlatısında, Dersu’nun modern dünyaya uyum sağlayamaması ve trajik sonu, bu bilgeliğin sınırlarını da gösterir. Dersu, şehir hayatına adapte olamaz ve doğadan kopuşu onun varoluşsal krizine yol açar. Bu, tahakküm ve uyum arasındaki gerilimin yalnızca bireysel değil, aynı zamanda kültürel bir boyutunu ortaya koyar. Dersu’nun bilgeliği, modern toplumun karmaşıklığı ve hızı içinde uygulanabilir olmaktan uzak kalabilir, ancak onun doğayla bağlantısı, insanın çevresiyle uyum arayışına dair güçlü bir mesaj taşır.

Bu haritalar, modern psikolojinin insan davranışlarını kategorize etme eğilimiyle çarpıcı bir paralellik taşır. Psikiyatrik tanı sistemleri, özellikle DSM-5 ve ICD-11, insan zihnini ölçülebilir ve düzeltilebilir bir alana sıkıştırmaya çalışır. Örneğin, çocukluk çağında normal kabul edilebilecek hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı, DSM-5’te ADHD (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) olarak etiketlenerek sıkça aşırı teşhis ediliyor. 2010’lu yıllarda ABD’de yapılan araştırmalar, okul çağındaki çocukların %10’undan fazlasına ADHD teşhisi konduğunu ve bu teşhislerin bir kısmının, çocukların doğal enerjisini “anormallik” olarak sınıflandırma eğiliminden kaynaklandığını gösteriyor.

Dersu’nun doğayla birliği, bu sınıflandırmaların insan deneyiminin çevresel ve bütüncül bağlamını göz ardı edebileceğini hatırlatır. Doğayı bir haritaya hapseden bilim, tıpkı zihni bir tanı kılavuzuna indirgeyen psikoloji gibi, yaşamın karmaşıklığını feda etme riski taşır.

Zihnin Tahakkümü

Doğayı kontrol altına aldığını düşünen insan, yönünü kendi bedenine ve zihnine çevirdi. Modern psikoloji bilimi, bu iç tahakküm projesinin bir yansıması haline geldi. 19. yüzyılda insan bilincini anlamak için yola çıkan psikoloji, 20. yüzyılda bireyi toplumsal normlara uydurmanın bir aracına dönüştü. Kaygı bozuklukları, depresyon, obsesif-kompulsif davranışlar gibi durumlar, ‘düzeltilecek’ anomaliler olarak tanımlandı. Bu yaklaşım, Gılgamış’ın surlarının doğayı dışarıda bırakması ya da Arsenyev’in haritalarının doğayı kağıda hapsetmesi gibi, zihni fethetme çabasını temsil ediyor.

Bu patolojileştirme eğilimi, insan doğasını basitleştirme tehlikesi barındırır. Örneğin, depresyon bir ‘hastalık’ olarak etiketlense de, stres ya da kayıp (örneğin, sevilen birinin ölümü veya kişisel kayıplar) karşısında bireyin içsel dengesini koruma çabası olarak da görülebilir.

Foucault’nun “Deliliğin Tarihi” adlı eserinde belirttiği gibi, ‘delilik’ çoğu zaman toplumsal düzenin sınırlarını zorlayan bir varoluş biçimidir. 18. ve 19. yüzyılda akıl hastanelerinin yaygınlaşması, bu ‘anormal’ davranışları kontrol altına alma çabasının bir yansımasıydı. Psikoloji, bu sınırları pekiştiren bir bekçi rolüne kaydıkça, zihni anlamaktan çok kontrol etmeye odaklanıyor. Ancak psikoloji, sadece patoloji odaklı değildir; ekopsikoloji gibi yaklaşımlar, bireyin çevresiyle uyumunu destekleyerek tahakkümden uzaklaşmayı önerir.

Tahakkümden Uyuma Bir Yolculuk

Gılgamış’ın surları, Arsenyev’in haritaları ve modern psikolojinin tanı sistemleri, insanın tahakküm arzusunun farklı yüzleridir. Üçü de kaosu düzenleme, bilinmeyeni fethetme dürtüsünü yansıtır. Ancak bu hikâyeler, aynı zamanda kontrolün sınırlarını ve insanın doğayla, toplumla, kendisiyle uyum arayışını açığa çıkarır. Gılgamış, surlarla medeniyeti inşa ederken, Enkidu’nun doğayla bağı ve ölümle yüzleşmesi ona insanlığın bütünlüğünü hatırlatır. Dersu Uzala, doğayı haritalandırmaya çalışan bilime karşı, onunla bir olmanın bilgeliğini sunar. Modern psikoloji ise zihni kontrol etmeye çalışırken, insanın çevresiyle ve kendi doğasıyla bağlantısını yeniden düşünmeye zorlanır.

Bu anlatılar, insanın doğayla ilişkisinin farklı evrelerini yansıtır. Enkidu’nun yaban, özgür doğası, insanlığın medeniyet öncesi kökenlerini temsil eder. Onun varoluşu, Heidegger’in ‘varlık’ (Being) kavramına benzer bir şekilde, insanın doğayla doğrudan, aracı olmayan bir bağını simgeler. Dersu’nun bilinçli ve sezgisel bilgeliği ise, modern dünyada doğayla uyumun hâlâ mümkün olabileceğini gösterir, ancak onun trajik sonu, bu uyumun modern toplumun pratik talepleriyle çeliştiğini ortaya koyar.

Modern psikoloji, bu gerilimi zihinsel düzlemde sürdürür; zihni kontrol etmeye çalışırken, bireyin çevresiyle ve kendi doğasıyla bağlantısını yeniden kurma ihtiyacını fark eder. Bu bağlamda, tahakküm arzusu, insanın anlam arayışının yalnızca bir yüzüdür. Gerçek zafer, kaosu fethetmek değil, onunla uyum bulmaktır.

Enkidu’nun Özgürlüğü, Dersu’nun Bilgeliği

Dersu Uzala’nın doğayla birliği, modern psikolojiye güçlü bir alternatif sunar. Zihni ‘hastalık’ ya da ‘anormallik’ olarak etiketlemek yerine, bireyin çevresiyle uyumunu anlamaya odaklanmak, daha bütüncül bir yol olabilir. Ekopsikoloji, bu bağlamda önemli bir örnek sunar. Japonya’daki ‘orman banyosu’ (shinrin-yoku) gibi doğa terapisi uygulamaları, bireylerin doğayla yeniden bağ kurmasının kaygıyı azalttığını ve zihinsel sağlığı iyileştirdiğini gösteriyor. Örneğin, 2019’da yapılan bir meta-analiz, doğayla düzenli temasın kortizol seviyelerini düşürdüğünü ve depresyon semptomlarını hafiflettiğini ortaya koydu. Enkidu’nun surların ötesindeki özgür varoluşu da benzer bir mesaj taşır: İnsan, doğasından ve çevresinden koparak değil, onlarla bütünleşerek anlam bulur.

Ekopsikoloji, sadece bireysel sağlığı değil, aynı zamanda gezegenin sağlığını da merkeze alır. Sanayi Devrimi’nden bu yana, insanın doğayı fethetme çabası, iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik kaybı gibi çevresel krizlere yol açtı. Ekopsikologlar, bu krizlerin insan ruh sağlığı üzerindeki etkilerini araştırıyor; örneğin, ‘eko-anksiyete’ terimi, çevresel yıkım karşısında duyulan kaygıyı tanımlıyor.

Dersu’nun bilgeliği, bu bağlamda modern dünyaya bir rehber sunar: Doğayı bir düşman olarak görmek yerine, onunla bir ortaklık kurmak. İnsan, doğayı ve zihnini fethetmeye çalışırken, belki de en büyük zaferi, tahakküm çabasını bırakıp kendisiyle ve çevresiyle uyum bulduğunda elde eder.

Gılgamış’ın surları, Arsenyev’in haritaları ve psikolojinin tanı kılavuzları, bu uzun yolculuğun yalnızca birer durağı. İnsanlık, Enkidu’nun doğayla bağlantısından ve Dersu’nun sezgisel bilgeliğinden ilham alarak, kontrol yerine birliği seçebilir.

Share. Twitter Email WhatsApp Copy Link
Previous ArticleVASATIN TAHAKKÜMÜNE KARŞI, POLİTİK ÖZNENİN SESİ: BEŞİNCİ KELEBEK
Next Article ALAYÊ HAMÎDÎYE Û KURDÎ

Benzer Yazılar

VASATIN TAHAKKÜMÜNE KARŞI, POLİTİK ÖZNENİN SESİ: BEŞİNCİ KELEBEK

ROJAVA ULUSAL BİRLİK KONFERANSI’NIN ANLATTIKLARI

BARIŞIN ANATOMİSİ: PKK İLE TÜRKİYE DEVLETİ ARASINDAKİ GÖRÜŞMELER VE ÇÖZÜM SÜRECİ

Sosyal Medya Hesaplarımız
  • Twitter
  • Instagram
  • YouTube 1.4K
  • TikTok
Editörün Seçtikleri
Mir Ali Koçer

ORTA DOĞU’DA YENİ JEOPOLİTİK DENGE: GÜÇLER, SINIRLAR, KÜRTLER VE GELECEK

By Mir Ali Koçer01.04.2026

Orta Doğu, Mart 2026 itibarıyla tarihinin en karmaşık ve tehlikeli dönemlerinden birini yaşamaktadır. 28 Şubat…

2026: ÇIĞLIK YILINA DOĞRU

29.12.2025

DEVLET VE KOMÜN: SOSYALİST STRATEJİYİ YENİDEN DÜŞÜNMEK

28.11.2025
Öne Çıkanlar

DEVLET VE KOMÜN: SOSYALİST STRATEJİYİ YENİDEN DÜŞÜNMEK

28.11.2025

KÜRTLERİN MUTLAK VARLIĞI: ÖCALAN VE YENİ PARADİGMANIN İŞARET ETTİKLERİ*

14.09.2025
Son Yazılarımız
  • ORTA DOĞU’DA YENİ JEOPOLİTİK DENGE: GÜÇLER, SINIRLAR, KÜRTLER VE GELECEK
  • 2026: ÇIĞLIK YILINA DOĞRU
  • DEVLET VE KOMÜN: SOSYALİST STRATEJİYİ YENİDEN DÜŞÜNMEK
  • KÜRTLERİN MUTLAK VARLIĞI: ÖCALAN VE YENİ PARADİGMANIN İŞARET ETTİKLERİ*
SOSYAL MEDYA HESAPLARIMIZ
  • Twitter
  • Instagram
  • YouTube
  • TikTok
Bu sitenin tasarımı dipolmedya.com tarafından yapılmıştır.

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.