• ON1MERİDYEN
  • YAZARLAR
  • RÖPORTAJ
  • FOTOHİKAYE
  • TOVÊN DARÊ
  • AZ ÇOKTUR
  • PODCAST
  • ON1MERİDYEN
  • YAZARLAR
  • RÖPORTAJ
  • FOTOHİKAYE
  • TOVÊN DARÊ
  • AZ ÇOKTUR
  • PODCAST
Home»Mir Ali Koçer»ROJAVA ULUSAL BİRLİK KONFERANSI’NIN ANLATTIKLARI

ROJAVA ULUSAL BİRLİK KONFERANSI’NIN ANLATTIKLARI

0
By Mir Ali Koçer on 10.05.2025 Mir Ali Koçer, Röportaj
Paylaş
Twitter Email Copy Link WhatsApp
MİR ALİ KOÇER

Her kürdün hayalinde olan, zaman zaman siyasi partilerin bir araya geldiği ancak geliştiremedikleri, ulusal değerlerin ortak savunusunu yapmak için üzerinde sayfalarca yazılıp çizilen Kürt Ulusal Birliği’nin önemli bir adımı geçtiğimiz ayın sonlarında Rojava’da atıldı. 26 Nisan günü toplanan konferansın hazırlık çalışmaları, Rojava Özerk Yönetimi ve Suriye Demokratik Güçleri’nin öncülüğünde tüm bileşenlerin dahiliyetiyle sürdürüldü. Konferans, Doğu Kürdistan hariç olmak üzere Kürdistan’ın diğer parçalarından ve Avrupa’dan delegelerin katılımıyla gerçeklemişti. Ulusal Kürt Marşı olan “Ey Reqîp” ile açılışı yapılan konferans, “Rojava Kürt Birliği ve Ortak Tutum Konferansı” olarak adlandırılmıştı.

Söz konusu konferans Suriye, Türkiye ve Kürdistan kamuoyunda yoğun işlenmişti. Yine Arap basınında önemli bir yer edinen konferansın, sonuç bildirgesinden anlaşılacağı üzere çalışmalar devam edecek ve ulusal birliğin gelişmesi için atılacak olan adımlar ciddiyetini koruyacak.

Konferansı takip eden Gazeteci Özgür Avzem, sorularımızı yanıtlayarak izlenimlerini aktardı.

  • Bir süredir Rojava’da Ulusal Birlik Konferansı’nın toplanması tartışılıyordu ve nihayetinde 26 Nisan’da gerçekleşmiş oldu. Konferansın fikri nereden doğdu? Neden buna ihtiyaç duyuldu?

Orta Doğu’da sınırların yeniden çizildiği böylesi bir dönemde, Kürt Ulusal Birliği Konferansı hayati bir önemde idi.  Çünkü Kürtlerin ulusal varlığı tehdit altındaydı. Kürtlerin ulusal ve toplumsal hakları ne tarihe karışan Esad rejimi tarafından ne de şimdiki cihatçı/şeriatçı ideolojiyle bölgeyi yönetme iddiası içinde olan Colani hükümeti tarafından tanınıyor. HTŞ, yasal bir Suriye istemiyor. Tüm halkların iradesini savunabilecek bir vizyona ve güce sahip değil. Suriye’nin geleceği, El Kaide kökenli cihadist kesimler tarafından inşa edilemez. İslam Emirliğini yapan cihadist güçler, Suriye’ye yaşamsal bir proje sunamaz. Kadın erkek eşitliğini kabul edebilecek bir çizgiyi hiç benimsemiyorlar.

Dolayısıyla özgür ve demokratik bir Suriye’nin gerçekleştirilmesi ve kalıcı bir çözüm bulunması için, halkların birliği gereklidir.  Bu açıdan, ulusal varlıkları ve hakları tehdit altında olan Kürt halkının siyasi temsilcilerinin ortak bir çizgide buluşması çok önemliydi. Kendi aralarında ortaklığı oluşturma yükümlülükleri ve sorumlulukları vardı ve bu her zamankinden daha çok elzemdi. Bundan dolayı Rojava Ulusal Birlik Konferansı’nı toplamak ve Kürtler için ortak bir refleks, siyasi pratik ve sorunlara kolektif çözüm odağı olmak adına yapılan görüşmelerin emeği ve çabası, çok soğukkanlılıkla ve büyük bir ciddiyetle verildi.

Özellikle Rojava’daki Özerk Yönetim ve QSD’nin, Kürtlerin başat gündemi olan Ulusal Birlik Konferansı’nın gerçekleşmesi için, yoğun diplomatik çalışmalar yürüterek, bu emeğin ve çabanın ürünü oldular. Aslında böyle bir konferansın daha önceden planlandığını ve Suriye’nin çatışmalı ve savaş atmosferinden kaynaklı imkânların ve fırsatın olgunlaşmadığını belirtmeliyim. Suriye’nin askeri, siyasi ve toplumsal atmosferi baz alındığında, ulusal birlik Kürtler için olmazsa olmaz gündem idi ve kendisini dayatıyordu.

Türk devletinin saldırıları, yine DAİŞ çetelerinin saldırıları, ulusal birlik bilincini ve ihtiyacını gün gibi ortaya koyuyordu. Son yıllarda BAAS rejiminin yıkılması ve sağ bir darbeyle HTŞ’nin Şam’a yerleşmesiyle beraber, ortaya çıkan tekçi, ulus devletçi, şeriatçı ve merkeziyetçi anlayışın karşısında, Rojava’daki Kürt kurumlarının birlik içerisinde olması ve bu birliğin ruhunu böyle bir konferansla taçlandırması yönündeki adımlar, gittikçe olgunlaşmıştı. Rojava’daki Kürt siyasi kurumların belli amaçlar doğrultusunda bir araya gelmesi ve kalıcı stratejik bir ittifakta karar kılması önemliydi. Çünkü Kürtlerin Lozan’da dört parçaya bölünmesinden sonra artık ortak kaygı, görüş, siyaset ve birliğin gelişmesi gerekiyordu. Temel konularda bu konferans, ilkelerde ve hedeflerde buluşmak, Kürt halkı için tarihi siyasi ve hatta ahlaki bir sorumluluktur diyebilirim.

  • Konferansın hazırlık çalışmalarında nasıl tartışmalar yürütüldü? Tam olarak hangi bileşenler vardı? Neye, hangi hukuka göre belirlendiler?

Konferansın hazırlık çalışmalarına yönelik tüm çevrelerle yoğun temaslar kurularak, etraflıca tartışmalar yürütüldü. Tarihi sorumlulukların üstlenmesiyle birlikte, sürecin gereklilikleri karşısında ortak bir tutuma gidilmesi gerekiyordu. Hem Rojava’da bulunan Kürt parti ve kurumlarla hem de Güney Kürdistan’da KDP ve YNK gibi partilerle bu konferansın gerçekleştirilmesi için, Özerk Yönetim ve QSD seferber olmuştu.

Kürtler arasında yaşanan bölünmüşlük ve parçalılık artık süreklilik kazanacak bir diyalogu ve ortak bir örgütlenmeyi dayatıyordu. Mazlum Ebdi, İlham Ehmed ve beraberindeki heyetin Barzani ile görüşmesi, akabinde Fransız yetkilileriyle bir araya gelmesi ve daha sonra Kürt partililerle bir takım temasların kurulmasıyla, Kürtler arasında resmi bir diyalogun geliştiğini gördük. Yapılan görüşmeler herkesin gözü önünde olmuştu.

Yoğun diplomatik çalışmalar da yürütüldü. Kuşkusuz yürütülen tartışmaların referans gücü, Halklar Önderi Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”ydı. Konferansın gerçekleşmesi ve sonuca ulaşması için, bu çağrıyla başlayan süreç belirleyici olmuştu. Hemen hemen yürütülen her tartışmada çağrının, Kürtler arası birlik perspektifine vurgu yapılmıştı. Hazırlık çalışmaları boyunca Hem Özerk Yönetim hem de QSD’nin bu süreci çok profesyonelce ve akıllıca yürüttüklerini belirtebilirim. Çünkü bu konferansa katılacak bileşenlerin hassasiyetleri olgun karşılanarak, çalışmalar yürütülmüştü.

Hemfikir düzeyinde ortaya çıkan ortak tavır, nihayet konferansın gerçekleşmesini sağladı. Konferans Rojava, Bakur ve Başûrê Kürdistan ile Suriye’nin farklı bölgeleri ve yurtdışından gelen 400 kişinin katılımıyla gerçekleştirildi. Rojhilat Kürdistan’ından da belirli temsilcilerin gelmesi bekleniyordu. Fakat çıkan bir teknik sorundan kaynaklı, konferansa dahiliyetleri olmadı. Başûr Kürdistan’ından KNK Eş Başkanı Zeynep Murad ve beraberindeki heyet, Mesut Barzani’nin Özel Temsilcisi Hamit Derbendi, QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdi, YPJ Genel Komutanı Rohilat Efrin,  PYD Eş Başkanlık Yürütme Kurulu Üyesi Aldar Xelil ve Foza Yusif, PYD Dış İlişkiler Sözcüsü Salih Müslim, Özerk Yönetim Dış İlişkiler Eş Başkanı İlham Ehmed, Kongra Star üyeleri, Bakur Kürdistan’ından gelen DEM Parti, DBP ve TJA’dan oluşan 5 kişilik heyetin konferansa gelmesi, büyük heyecan yarattı.

Özellikle Rojava’daki siyasetçilerin, kurum kuruluşların ve halkların, bakurdan gelen heyete sevgi dolu yaklaşımı, görülmeye değerdi. Yüzyıllardır çizilen sınırların bir anlığına da olsa yıkılması ve büyük buluşması gibiydi. Devrimin yaşandığı günden bu yana ilk defa bakurdan bir heyetin Rojava topraklarına gelmesi çok büyük bir heyecan yaratırken, ilgi çeken bir özellik olmuştu.

  • Peki, bu bir araya gelişin Kürtler açısından nasıl bir sürece evrileceğini düşünüyorsun?

Bir araya gelmek ve ortak tutum içerisinde olmak önemliydi. Rojava’da Kürtlerin birliği kalıcı olarak sağlandığında Suriye’nin dizaynında etkili bir rol oynayabilirler. Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkı ile bölge halklarının barış içinde insanca yaşayacağı demokratik bir geleceğin kurulması birbirine bağlıdır. Ancak böyle bir bütünlükle, küresel güçler ve işbirlikçi bölge gericilerine karşı mücadele ortaklığı mümkün olabilir. Orta Doğu’da, geçmişte görmezden gelinen halkların çok uluslu ve çok kültürlü yapısını temsil edecek tek güç ve aktörün, Kürtlerin olduğunu görmek gerekir. Rojava Özerk Yönetimi’nin kapsayıcı modeli tüm krizlerin, kaosların ve çatışmalı süreçlerin gidereceğini göstermiştir. Suriye’deki farklı inanç, mezhep ve etnisitelerin bir arada yaşadığı bir ülkenin, yalnızca özerk yönetimin geliştireceği, artık herkes tarafından kabul görülen bir gerçekliktir. Bunun gerçekleşmesi için de Kürtler arasındaki birliğin tesis edilmesi ve bütünlüklü, birleştirici bir ortak tavrın geliştirilmesiyle mümkündür. Gerçekleştirilen konferans tüm hassasiyetleri göz önünde bulundurarak, bir araya geldi.

  • Konferans günü verilen mesajlardan nasıl bir sonuç çıkarmalıyız?

Konferansta ortaya çıkan kararlılık ve sonuç, herkeste büyük bir heyecan yarattı. Bugünlere gelmek kolay değildi. Rojava devriminden bu yana büyük bedeller verildi ve verilmeye devam ediyor. Konferansta basına kapalı olan oturumlarda yapılan değerlendirmeler, görüşler ortak bir duyguyu içinde barındırıyordu. Herkesin yıllardır beklediği ve özlem duyduğu bir andı. Konferans salonunda en dikkat çeken özellik, dört parça Kürdistan’ı temsil eden bayrakların olmasıydı. Uzun bir aradan sonra bu bayrakların yan yana gelmesi Kürt, Arap ve dünya basınında yankı yarattı.

Mesajlar son derece netti. Suriye’de geçici Şam Rejimi’nin teokratik, merkeziyetçi, şeriatçı ve ulus devlete dayanan çizgisi ortak bir tavırla reddedildi. 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e saldırısıyla başlayan zincirleme gelişmelerin ardından İran’ın belinin kırılması, Rusya’nın Orta Doğu’da denklem dışı kalması, 8 Aralık’ta da Esad rejiminin yıkılması ve HTŞ’nin Şam ve Halep’e yerleşmesi, Türkiye’nin bu gelişmeleri fırsata çevirip, Kürt bölgelerine yönelik işgal saldırılarında bulunması hem Suriye hem de bu ülkede yaşayan Kürtler bakımından yeni bir siyasal tabloyu ortaya çıkarmıştı. 

Günümüzde, DAİŞ çetelerinden daha da geri bir çizgiye sahip olan HTŞ’nin Şam’a yerleşmesiyle Suriye’deki kaos daha da derinleşiyor. Alevilere yönelik vahşet ve yapılan soykırım tüm dünyada seyredildi. “Esad kalıntıları” olarak görülen çeteler, önüne gelen her Alevi insanını kurşuna diziyorlar. Böyle soykırımcı bir zihniyetle hareket eden HTŞ’nin Suriye’de halkların haklarını savunabilecek, temsil edebilecek ve yaşamsal bir proje sunabilecek formasyona sahip olmadığı biliniyor. Bundan dolayı konferansın bir araya getirdiği bileşenler, demokratik bir Suriye’nin geleceği için devletsiz bir örgütlenmeye, adem-i merkeziyetçi bir modelin inşa edilmesinde karar kılındı.

  • 26 Nisan’ın, Kürtlerin dört parçadaki varlıklarına ve politik yaşamlarına nasıl bir etkisi olacak?

Kuşkusuz, Rojava’da gerçekleşen Kürt Ulusal Birlik Konferansı’nın diğer Kürdistan parçalarına da sirayet edeceğini ve bütünlüklü bir Kürdistan ulusal birliğinin açığa çıkmasına bir motivasyon gücü olduğunu belirtebilirim. Dört parçada Kürdistani kurum ve kuruluşlar var. Hepsinin de görüşleri, politik tutumları var. Daha önce Bakur Kürdistan’ında çok değerli çalışmalar yürütülmüştü. Ancak değişen konjonktürün etkisi, hem saldırılar hem de Kürt partililerinin basit teferruatlara çakılı kalması, böylesi değerli çalışmaları sonuca götürmede başarısız kaldı. İnanıyorum ki, Rojava’da gerçekleşen konferansın, tüm parçalarda yankı yarattığı gibi, Kürdistan Ulusal Konferansı’nın temeli olur. Bunun için, koşullar ve zemin her zamankinden daha uygundur. Çünkü Kürtler, “Kendi geleceğimizin aktörüyüz” dediler. Konferanstan elde edilen en önemli sonuç da buydu. Rojava, Suriye’nin bir parçasıdır. Konferans bunu netleştirdi. Öte yandan, Rojava devriminin korunmasında da konsensüs sağlandı. Bu konsensüs, verilen büyük bedellerin mirasının devam ettirileceğinin kararlılığıdır. Konferansın en önemli katkısı, konferans bileşenlerinin bir araya gelmesiydi. Olumlu bir atmosferde geçtiğini belirtebilirim.

  • Konferansın Türkiye’de devam eden diyalog sürecine bir katkısı olur mu?

Rasyonel açıdan değerlendirdiğimizde, Rojava’daki Kürt Birliği Konferansı, Türkiye’de devam eden sürecin önemli bir kilometre taşıdır. Her şeyden önce, devlet eğer Abdullah Öcalan’ın çağrısını önemli karşılıyorsa, Kürtlerin birliğine de tahammül etmek ve verdiği taahhütleri yerine getirmek zorundadır.  Asrın çağrısı başta Kürtler olmak üzere tüm halkların birlik ruhuyla hareket etmesi, Kürdistan ve Türkiye’nin demokratikleştirilmesi yönünde ortak akılla yürütüleceği bir süreçtir. Türk devleti, konferansı hedef alan açıklamalarla, Kürt meselesini kabul etmiş durumda değildir.

  • Sanal medyada konferansın Rojava toplumu tarafından sahiplendiğini ve kutlamalarla karşılandığını gördük. Toplumu konferansın bir öznesi haline getiren duygu neydi?

Gerçekleşen konferansın ardından başta Qamişlo olmak üzere, Kuzey ve Doğu Suriye’nin tüm bölgelerinde yaşayan Kürtler, sokağa döküldü. Kürdistan bayraklarıyla ve “Yaşasın Kürtlerin birliği” sloganıyla gece yarılarına kadar kutlamalar yapıldı. Herkesin gözlerinde bir sevinç ve yılların hasreti vardı. Çocuk, kadın, genç, yaşlı olan herkes, bu anı ve günü bekliyordu. Rojava’daki Kürtlerin oldukça politik ve siyasi bir düzeyi var. Birlik ruhuyla mücadele edilmesini her zaman dile getiren bir özlemleri var.

Konferansta en çok üzerinde durulan konulardan bir tanesi, Kürtlerin özlemini çektiği bu birliğin ortak bir duyguyla tamamlanması ve hareket edilmesiydi. Rojava ve diğer Kürdistan parçalarında yaşayan Kürt halkı, ulusal kimlik ve özgürlük mücadelesi boyunca, iç ihanet ve dış baskılara karşı hep direniş içerisindedir. Rojava devriminden bu yana Türk devletinin uyguladığı baskı ve iç ihanet sistemlerini etkin kılma politikaları, her zaman Kürtlerin birliğini ve mücadelesini zayıflatan temeldeydi.

  • Daha iyi anlaşılması için bu noktayı somut olarak detaylandırabilir misin?

Örneğin, Rojava Devrimi’nin ilk günlerinde Kürtlerin yanında bulunmayıp, kaçan, sivil halkı savunmayan Türk devleti’nin güvenliğine sığınan ENKS, yıllardır Kürt temsilcisi gibi gösteriliyordu. Hatırlanacağı üzere, Efrin’in işgalinde Türkiye’nin ortağı olarak aktif bir rol üstlenmişti.

Türkiye destekli çetelere Kürt kentlerinin işgal edilmesi için el pençe olmuştu. Sadece bu örnek bile Kürtlerin, iç bölünmelerinin dış müdahalelerle nasıl gerçekleştiğinin trajik bir göstergesidir. ENKS’nin tüm bu yaklaşımları, konferansa dahiliyetlerinden sonra artık Kürtlerin birlik ruhuyla hareket etmesi yönünde bir hafıza ve belge oldu.

Rojava’daki Kürtlerin, artık bu konferansla birlikte yeniden hafızasını tazelediğini ve ortaya çıkacak tabloyu iyi gördüğünü belirtebilirim. Konferans, bu politikaların karşısında birlikte mücadele etmenin önemini de teşkil ediyordu. Kürtler arasındaki dayanışma, özgürlük hasreti, birlik ruhuyla her türlü engelleri aşma potansiyeli, bu konferansta yanı ağır basan özellik olmuştu.

  • Sonuç bildirgesinden anladığımız kadarıyla konferansın çalışmaları devam edecek. Bundan sonraki süreç nasıl işleyecek?

Konferans’ta ortak bir konsensüs sağlandı. Ortak görüşün hayata geçirilmesi temelinde siyasi gerçeklik için çalışacak, ilgili kesimlerle görüşecek ve diyalog yapacak ortak Kürt heyetinin ivedi bir şekilde oluşturulmasına karar verildi. Kürtlerin siyasi, hukuki ve toplumsal haklarını savunması için, geçici Şam rejimiyle görüşme ve diyaloglar geliştirilecek. Bundan sonraki süreçte nasıl bir Suriye tahayyül edileceği yönünde, Şam rejimiyle doğrudan yoğun temaslar sağlanacak. Sonuç bildirgesinde üzerinde mutabık kalınan maddelerin yaşamsal kılınması yönünde, Şam’a gidilecek. Bölünmeye karşı adem-i merkeziyetçi bir Suriye’nin inşası için, Şam rejimi Kürt Konferansının iradesini tanımak zorunda. Çünkü bu konferansın ortaya çıkardığı siyasal vizyon belgesi sadece Kürtler için değil, Suriye’nin tümü için yeni bir gelecek perspektifi sunuyor. Suriye’nin çok uluslu, çok kültürlü ve çok dinli gerçeği bu konferansta vurgulandı. Kuşkusuz, Suriye toplumu yalnızca Kürtlerden oluşmuyor. Dürziler, Hıristiyanlar, Ermeniler, Süryaniler, Asuriler, Nusayriler için de umut vaat eden bir konferanstır. Demokratik çoğulcu, adem-i merkeziyetçi bir yaşam modeli öneriyor. Bundan dolayı konferans, çoğulcu bir anayasa çerçevesinde haklarının garanti altına alınacağı bir çağrıdır. Kürtler, Suriye’de nesne değil, özne statüsündedir. Yeni bir Suriye’nin kurucu aktörüdür. Konferansın açığa çıkardığı tutum, bölme değil, demokratikleştirme ve tüm halkların iradesini temsil etme tutumudur. Dolayısıyla Kürt sorununun Suriye’nin meşru sorunu olduğunu ve ortak müzakerelerin bu anlayışla gelişeceğini söyleyebilirim.

Share. Twitter Email WhatsApp Copy Link
Previous ArticleBARIŞIN ANATOMİSİ: PKK İLE TÜRKİYE DEVLETİ ARASINDAKİ GÖRÜŞMELER VE ÇÖZÜM SÜRECİ
Next Article VASATIN TAHAKKÜMÜNE KARŞI, POLİTİK ÖZNENİN SESİ: BEŞİNCİ KELEBEK

Benzer Yazılar

ORTA DOĞU’DA YENİ JEOPOLİTİK DENGE: GÜÇLER, SINIRLAR, KÜRTLER VE GELECEK

KÜRTLERİN MUTLAK VARLIĞI: ÖCALAN VE YENİ PARADİGMANIN İŞARET ETTİKLERİ*

ALAYÊ HAMÎDÎYE Û KURDÎ

Sosyal Medya Hesaplarımız
  • Twitter
  • Instagram
  • YouTube 1.4K
  • TikTok
Editörün Seçtikleri
Mir Ali Koçer

ORTA DOĞU’DA YENİ JEOPOLİTİK DENGE: GÜÇLER, SINIRLAR, KÜRTLER VE GELECEK

By Mir Ali Koçer01.04.2026

Orta Doğu, Mart 2026 itibarıyla tarihinin en karmaşık ve tehlikeli dönemlerinden birini yaşamaktadır. 28 Şubat…

2026: ÇIĞLIK YILINA DOĞRU

29.12.2025

DEVLET VE KOMÜN: SOSYALİST STRATEJİYİ YENİDEN DÜŞÜNMEK

28.11.2025
Öne Çıkanlar

DEVLET VE KOMÜN: SOSYALİST STRATEJİYİ YENİDEN DÜŞÜNMEK

28.11.2025

KÜRTLERİN MUTLAK VARLIĞI: ÖCALAN VE YENİ PARADİGMANIN İŞARET ETTİKLERİ*

14.09.2025
Son Yazılarımız
  • ORTA DOĞU’DA YENİ JEOPOLİTİK DENGE: GÜÇLER, SINIRLAR, KÜRTLER VE GELECEK
  • 2026: ÇIĞLIK YILINA DOĞRU
  • DEVLET VE KOMÜN: SOSYALİST STRATEJİYİ YENİDEN DÜŞÜNMEK
  • KÜRTLERİN MUTLAK VARLIĞI: ÖCALAN VE YENİ PARADİGMANIN İŞARET ETTİKLERİ*
SOSYAL MEDYA HESAPLARIMIZ
  • Twitter
  • Instagram
  • YouTube
  • TikTok
Bu sitenin tasarımı dipolmedya.com tarafından yapılmıştır.

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.